Anadolu Halk Şarkıları Defter 3


Anadolu Halk Şarkıları Defter 3

Dârülelhan Külliyatı Anadolu Halk Şarkıları (1928) Defter 3 :

Tekevvüni elzem olan büyük bir şey vardır ki mutlaka vücûda gelecektir: Türk Mûsikîsi; yani hüsnün ve bedîin takdirinde aynı ideale, türlü türlü eşkâl ile ibrâz edebilecekleri müsâi-i bedâ’atde aynı telakkîye mâlik bestekârlar cümlesinin mahsûl-i dehânını olacak mûsikî enâfes-i âsârının heyet-i mucmûası. 

Buradaki telakkîyi ise şöyle hülâsa edebiliriz: 

Her eser bedâat-i vatanımızın toprağından intişâr eden harâretle canlanarak bütün Türk milletine ait hissiyâtın ebedî ifâdesi olmalıdır. Bu hedef bir defa elde edilirse Türk Mûsikîsi doğmuş demektir. Bu tarz-ı tefekkür doğru ise müstakbel mûsikîmizin mübennâsını halk türkülerinden başka nerde bulabiliriz? Onlar memleketimizin, milletimizin, vatanımızın ruhudur; kalbimize hayat veren hisleri o melodilerde şâyân-ı hayret ber-vuzûh ve samimiyetle bil-hassa tasannu’dan biri olarak ifâde edilmiş buluyoruz. İstikbâlin bütün kompozitörlerine memleketimizin hissiyâtını terennüm edebilmek için bu menbadan bol bol istifâde etmek kifâyet eder. Neşe, elem, hüzün, şetâret “folklor“ümüzde büyük bir kuvvet, geniş ve sâlim bir teblîğ-i.

Cemîl ile mütevâliyen izhâr-ı hayat ediyor. Bundan başka o şarkılar hemân mütemadiyen şiire ve tasvîre ait bir mana-yı nâfizi de muhtevidir ki zihne mucizekâr levhalar ilkâ eyler. Halk türkülerimiz bizi en ziyâde bu son sebep dolayısıyla alâkadar etse yeridir. Vâsıl-ı Türk ruhu onların elvânında aranmalıdır. Zîrâ halk mûsikîsi umûmî ve binâenaleyh bütün insâniyyete şâmil hissiyâtı tebliğ ettiğinden her millete has elvân-ı farîka bir taraf edilse muhtelif memleketlerin folklorleri arasındaki hudûd silinmiş olur. Fil-hakîka neşe, elem, hüzün, şetâret ve her ne şekilde olursa olsun aşk ve mahabbet mâhiyeti asliyyesi itibarıyla dünyanın her tarafında aynı şeydir. Ancak her millete göre levni, “ritim“i ve hava-yı muhîti ile tarz-ı tebliğinden tenevvu ve husûsiyyet peydâ eder. Bizim mûsikîmizde böyledir; ve öyle olmalıdır. Onun da levni ve “ritim“i kendi toprağından kopar; ikliminin, ziyâsının tesîrine tâbi olur; memleketimizin kıtaât-ı muhtelifesindeki muhit içinde, dağlarımızın, ovalarımızın, ormanlarımızın ve denizlerimizin ilhâmâtıyla beslenir. 

Müstakbelin bestekârları âhenkdâr paletlerini folklorumuzun levni, “ritim“i ve hava-yı muhîti ile zenginleştirdikleri anda bu millete ve bu halka mahsûs öyle kuvvetli âsâr-ı mûsikîyye vücûda getirebilirler ki nefha-i zî-hayâtî en uzak kıtalara kadar yayılır; ve her memlekette tesir-i bedîi duyulur. Dehâ-yı mûsikî sâhibi olanlar memleketinin levn-i mûsikîsiyle kendi hissiyâtını mezc ederek enâfes-i âsâr yaratırlar. Şimdiki hâlde bizim halk türkülerimiz bir vücûd-ı mütekemmil derecesine gelememiştir; henüz hâl-i ibtidâiyyededir. Her mükemmel eser-i sanatın tâbi olduğu kavaneyn-i sâbite ile daha pek az istinâs edebilmiştir; “polifoni“ yani asavât-ı muhtelifenin yekdiğeriyle imtizâc ve ittihâdı ki her eser mûsikîde vücûdu elzemdir. Elvân-ı mûsikîyyeyi şiddetle takviye eden orkestrasyonla beraber ve tıpkı onun gibi bizim halk türkülerimizde henüz câri değildir. Bu sebeple halk melodilerimizi, şimdilik, âtiyen âsâr-ı nefîse ibdâ etmek için inkişâf ve tevsia muhtâc birer fikir, birer “tem“ birer mevzu gibi kabûl edince hepsini hayrâniyetle takdir ederiz. Zîrâ bunlar hâiz oldukları mahîr ve sâlim bir kuvve-i ilhâmiye ile hevâ-yı sâfî, toprağın kokusunu, ağaçların râyihâlarını, çiçeklerin nükhetini, dağ yamaçlarından dökülen şelalelerin serinliğini, esen rüzgârların sadâsını, samanın rengini, daha ne bileyim, her şeyi fikr-i sanata ihtâr ve ihdâ ederler. Bütün bir tabiat-ı muhîta köylünün yüreğinden gelen bu sâde nağmelerde mündemictir çünkü köylü fikirlerini ve kalbini üstünde doğduğu toprağın şemîmiyle doldurur; hissiyâtı ise kâmilen.

İçinde yaşadığı tabîatten münbaisdir. Açık, berrâk hevâlar ona neşve; bulanık yağmurlu vakitler ise hüzün ve keder getirir ve o zaman bize “Bebek“ unvanlı türkü gibi yürek parçalayıcı ve mamafih sâf nevhalar terennüm eder. Köylü, şarkılarında ıstırâbâtını tasvîr ettiği zaman neden müteellim olduğunu kendi kendine sorar gibi bir taaccüb-i sâfiyâne izhâr eyler, hâlbuki geldiği zaman terennümünde açık ve geniş bir meserret-i nümâyândır. Bizim o güzel halk türkülerimizde acı düşüncelerin yeri yoktur....

Not: DÂRÜLELHAN MECMUASI ANADOLU HALK ŞARKILARI 3 ve 4 NOLU DEFTERLERİN İNCELENMESİ - Kadir VURAL  
adlı çalışmadan alınmıştır.

Anadolu Halk Şarkıları Defter 3 1