Derleme Çalışmaları


Derleme Çalışmaları

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısı, çoğunluğunu yabancı müzikolog ve Türkologların oluşturduğu araştırmacıların kişisel derleme çalışmalarının yoğunlaştığı dönem olarak göze çarpmaktadır. Bu alanda çalışma yapan bilim adamlarının ilk örneklerinden birisi Macar araştırmacı Ignaz Kúnoş4 tur. Kúnoş 1886 yılı öncesinde yaptığı araştırmalar sonucunda, Türk folkloru açısından önem taşıyan birçok manevi kültür ürününü derlemiş ve elde ettiği ürünleri 16 eserde5 toplayarak bu ürünlerin içerisinde müzik kültürümüze ait türkü örneklerinin de günümüze kadar taşınmasını sağlamıştır. Yine aynı dönemde; Ribakof (1879), Pantosof (1890), Çlingaryan (tarihsiz), Leysek (1890), Pahtikos (1905) ve P. Komitas Vardapet (1905) gibi araştırmacılar Türk topluluklarının yaşadığı bölgelerde aynı tür müzikolojik araştırmalar yaparak, o bölgelere ait müzikal eserleri tespit edip St. Petesburg, Taşkent ve Budapeşte gibi şehirlerde mecmua olarak yayınlamışlardır (Yekta, 1926, s. 4-5, Gazimihal, 1929, s. 5). Bu eserlerin dışında “Ahmet Vefik Paşa, Şinasi ve Ebüzziya Tevfik Beyler, Tekezâde Sait, Çaylak Tevfik, Çelebioğlu Abdülhalim Hakkı gibi bazı kimseler de folklor konularına ve özellikle atasözleri ile deyimlere dair yayınlar yapmışlardır” (Ülkütaşır, 1973, s. 19). Ülkemizde Cumhuriyet’in ilanı öncesinde Ülkütaşır’a (1973) göre; merak uyandırıcı birer konu olarak ilgi odağı olan folklor ve beraberindeki müzik folkloru, 1908 yılında II. Meşrutiyet ve bunun ardından 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte çeşitli kurum ve kuruluşların açılmasıyla beraber daha sistemli bir hâl alarak, gittikçe genişleyen ve üzerinde çalışmalar yapılan bir bilim alanı hâline gelmiştir. 

Kişisel anlamdaki müzikal derleme çalışmalarının yavaş yavaş başladığı XIX. yüzyıl sonu ve XX. yüzyıl başlarında, “Türkiye’de müzik folklorunun ehemmiyetinden, Türk halk şarkılarının modern Türk müziğine esas teşkil edeceğinden, binaenaleyh onların bir an evvel toplanması lüzumundan ilk bahseden, maruf Türk müzisyeni Giriftzen Asım’ın oğlu Stern Konservatuvarından (Berlin) mezun, sabık İstanbul Konservatuvarı direktörü ve müzik tarihi öğretmeni Musa Süreyya merhum olmuştur” (Yönetken, 1982, s. 5). Aynı süreçte basın ve yayın organları da yaptıkları yayın faaliyetleriyle bu konuyu işlemiş, hizmet vermeye çalışmıştır. İçlerinde Halka Doğru, Yeni Mecmua ve Türk Yurdu mecmualarının da bulunduğu bazı basın ve yayın organları, konuyla ilgili çeşitli yazarlar tarafından yayınlanan makaleler6 vasıtası ile bu konunun önemine dikkat çekmeye çalışmıştır. Basın - yayın organlarına ait bu çalışmalar paralelinde, derleme anlamında önemli çalışmaların büyük bir kısmı ilerleyen süreçte kurulacak olan okul, dernek ve cemiyet türü kurumsal yapılar tarafından yürütülmüştür. Bu bağlamda en önemli görevi; Darü’l Elhan (İstanbul Devlet Konservatuvarı), Ankara Devlet Konservatuvarı, Türk Halk Bilgisi Derneği, Türk Folklor Derneği ve TRT gibi kurum ve kuruluşlar üstlenmiştir. Ayrıca 1932 yılında kurulmaya başlanan ve döneminde güzel sanatlar, edebiyat, tiyatro, halk dershaneleri ve kurslar, kütüphane ve yayın, köycülük, tarih ve müze gibi alanlarda faaliyet gösteren halkevleri de Türk Halk Müziği derleme faaliyetlerinin yürütülmesinde etkili olmuştur. 

Derleme çalışmalarında sıklıkla adı geçen kurumlardan birisi; dönemin resmî nitelik taşımayan musiki mekteplerinden7 farklı olarak “ilk 1914 (1333) yılında Maarif Nazırı Şükrü Bey zamanında açılan fakat daha sonra I. Dünya Savaşı yüzünden çalışmalarını sürdüremeyen ve 1917 yılında Ziya Paşa yönetiminde tekrar açılan”, 21 Rebiyülevvel 1335 tarihli Takvîm-i Vekâyi gazetesinde talimatname ve programı8 yayınlanan ve ilk resmî müzik okulu olarak bilinen Darü’l Elhan’dır. İstanbul’un işgaliyle birlikte 1918 yılında okulun erkek kısmının kapatılmasından sonra şanlı zaferleri ve mesûd inkılaba müteakip (Cumhuriyetin ilanı sonrası) Özcan’a (1993) göre okul 14 Eylül 1923’te tekrar açılmış ve bu süreç Darü’l Elhan Mecmuası’nda “Makam-ı vilayete teşrif eden vali muhterem Haydar Beyefendi birçok kıymetli icraati meyanında Darü’l Elhan’ında Avrupa konservatuvarları gibi asrî bir müessese olarak vücûd bulmasına sarf-ı himmet buyurdular” ifadeleriyle duyurulmuştur (Darü’l Elhan Mecmuası, 1340, s. 38). Darü’l Elhan’ın altın yılları olarak bilinen bundan sonraki dönemde, gerek Geleneksel Türk Müziği gerekse Klasik Batı Müziği alanında birçok isim9 eğitimci olarak kurumda görev almıştır. Bu dönemde eğitim - öğretim faaliyetleri dışında Türk müziğiyle ilgili araştırma faaliyetleri ve yayıncılıkla ilgili faaliyetler de10 yapılmaya başlanmıştır. Derleme çalışmalarının ilk başlangıç belirtileri ise kurumun yayıncılık faaliyetleri içerisinde 1921 yılından itibaren görülmeye başlanmıştır. 

Darü’l Elhan’daki ilk derleme çalışmaları, okul müdürü Musa Süreyya Bey tarafından hazırlanıp 1 Şubat 1340 (4 Ekim 1921) tarihli Darü’l Elhan mecmuasında yayınlanan ve Maarif Vekâleti aracılığıyla Anadolu’ya gönderilen bir anket11 yoluyla yapılmaya çalışılmıştır. Şenel’e göre; bu anket sonucunda; “Anadolu’dan yüz kadar nota geliyor ve bu notalardan 85 tanesi, iki defter hâlinde, 1926 yılında yayınlanıyor. Anket sonuçları henüz yayınlanmadan, bu kez Avusturya’dan, eğitimden yeni dönmüş olan Seyfettin ve Mehmet Sezai (Asal) kardeşler, yine Hamit Zübeyr (Koşay) teşvikiyle, 1925 yılında, Batı Anadolu’da bir saha araştırması yapıyorlar ve gezinin sonunda da 76 adet notanın yer aldığı Yurdumuzun Nağmeleri adlı kitabı, yine 1926 yılında yayınlıyorlar” (Şenel, 2000, s. 29). 

Maarif Vekâleti Mecmuası’nda “Konsevatuvar teşkili hakkında rapor” adı altında Musa Süreyya Bey ve Viyolonist Zeki (Üngör) imzasıyla 1 Mayıs 1926 yayınlanan rapordan12 sonra aynı yıl Sanayi-i Nefise Encümeni’nin aldığı kararla “Türk musikisi bölümü kaldırılan Darü’l Elhan doğrudan doğruya Batı musikisi konservatuvarı hâline getirildi; sadece klasik eserleri ‘tasnif ve tespit etmek’le görevli bir heyet oluşturularak, Türk musikisinin eğitimi - öğretimi resmen yasaklandı” (Aksoy, 1985, s. 1235; Tanrıkorur, 2009, s. 67). Yusuf Ziya Demircioğlu müdürlüğünde, 1927’de kurum İstanbul Musiki Konservatuvarı adını aldı ve bundan sonraki eğitim - öğretim faaliyetlerini bu ad altında sürdürdü. Her ne kadar bundan sonraki dönem Geleneksel Türk Müziği eğitim - öğretimi açısından verimsiz olarak nitelendirilebilen bir dönem olarak kabul edilse de tespit ve tasnif çalışmaları sonucu elde edilen eserlere ait yazılı kayıtlar, zaman içerisinde meşk sistemine dayanmaksızın Türk müzik kültürüne ait eserlerin gelecek kuşaklara aktarılmasında büyük rol oynamış, aynı zamanda kurum bünyesinde yapılan derleme çalışmaları ile elde edilen bilgi ve belgeler hem geçmişte hem de günümüzde yapılan müzikolojik araştırmalarda önemli bir kaynak olarak kullanılmıştır.


Not: DARÜ’L ELHAN’A AİT ANADOLU HALK ŞARKILARI DEFTERLERİNDE ERZURUM TÜRKÜLERİ - Ahmet FEYZİ adlı çalışmadan alınmıştır.